BİR ZEYTİN MASALI ANTİK KENTLERDEN-3

Yolcuydu genç adam, bir garip yolcu, hani bağlasan durmaz. Başka diyarlara gider görür, nefes eder, parça yüreğini bırakır gelirdi. Dönerdi lakin. Hiç aksatmazdı dönüşlerini. Hele bekleyeni olduktan sonra ne yardan geçti ne serden. Hem gitti hem döndü. Gitmek için döndü hep. Döndüğünde anlattı uzun uzun dizinin dibindeki sevdiğine. Genç kız, sevdiği anlatırken hep kara gözlerini seyrederdi. Anlattıkları orada can alır sahnelenirdi. Sevdiğinin saçına zeytin yaprağının tacını getirirdi hep dönerken. Elleriyle takar parmaklarıyla taradı. “Bir gün” dedi “bir gün birlikte çıkacağız bu yollara. Gene döneceğiz, tek göz bir evimiz olacak kapısında zeytin ağacı olan. Çatısında camı olacak göğü seyredeceğiz, yağmur yağacak, kar düşecek evimize. Soframızı kuracağız gözlerinin yeşili zeytin olacak, parmaklarınla ezdiğin hamurundan ekmeğin kokusu saracak.”

“Çayı demleyeceğiz kara gözlerinin koyu çayını içeceğiz.” Dedi kızcağız heyecanla.

 

zeytinev

Küçük küçücük zeytinin çekirdeği kadar
Zeytin kokan ev
İki kişilik
Huzur veren iki keşiş iki sultan
Sultan kokusu zeytin kokusu
Sultan birbirine sultan
Görünmez yollarda bilinmez uçlarda

İki kişilik düşler,
İki kişilik minder yorgan
Yanan ateş
İçilen şarap
Isınan ekmek
Radyoda yanık türkü iki kişilik

Yamaca kurulmuş zeytin ev
Arınıp içeride
Çıkarıp bütün etiketleri
Yarmadan, yargılamadan
Sığınmak en kuytuna

Ey zeytin ev!
Al beni içerine
Geçir kapılarının sürgülerini
Sar kollarına bas bağrına
Sarsın çiğerime kokun

Yudum yudum içerek şarabını
Döndür başımı dansetsin çatal bardak
Çıtırdasın sobada odun
Aşkla yansın aşkla yaksın
Isıtsın elimi ayağımı
Uyutsun masallarıyla
Varlığın uyutsun hoşça kal demeden

Ey zeytin ev
Dışarıda yağmur fırtına
İçerine al sar
Üşümesin artık içim
Sev beni kimseler bilmeden

Bitme tükenme…

                                                                                                  ***

Koştu kan kardeşine genç adam. Hiç ayrılmamışlardı, gücenmemişlerdi göbeklerinin bir kesildiği günden beri. Asmaya vurgundu kankardeşi. Bağları olsun isterdi hep boylu boyunca. Kocaman iki katlı evi olsun, cumbasında asması sallansın, verandasında üzümler parmak parmak ışıldasın isterdi. Kocaman evinin bahçesinde çocukları koşuşsun bağ bozumunda hep dönsün yolundan kankardeşi bayram olsun isterdi. “bu meret dermiş ki el ver göğe tırmanem. Tırmanır bizimoolan tırmanır. Verdiğin emeğe iki kat döner. Bu dünyada bi sen, bi asma, bi dee ….” Dedi sözünü kesti Zelos “ Bir kıza vurgunum uzun zamandır Algos. Gittiğim yerden umutluyum artırırsam üç beş, istedecem. Zamanı geldi geçiyor tekdim, sevdiğimle yek olacam gayrı kalan ömrümde.”

***

Döndü yolundan, biraz uzundu bu sefer, ihtiyaçtı. Sözüne yetişemese de nişanına yetişti kankardeşinin. Haberini aldı uzak yollardan. Pamuğa ıslatılmış nisan kokusunu sürünüp gül lokumunu yemek nasip olacak kendine de bulaşacaktı. Belki çifte düğün çifte gelin inecekti gönül tahtlarına…

Ama Karya tekti… Karya’nın verecek gönlü tekti. Açıldı anasına açıldıkça yeşerdi gözleri. Tutamadı gönül sırrını, söyleyverdi. “Zelos!” dedi, işitmedi anası. Dört parmağı ile kapattı ağzını. Yerin kulağını tıkadı. Gözünün yaşını bağrında sildi. “Algos!” dedi. “Mümkünü Algos’tur. Bağlarında yeşerir gözlerin, dallanıp budaklanır asma kolları gibi göğe gölgen koyu olur. Algos’tur istikbalin.”

“Ana!” dedirtmedi genç yaşlanan kadın. “Duymayacak ağaların! Mümkünü yoktur Zelos’un. O bir garip yolcu. Ne verir ki sana ayağıyla getirdiği yolun tozundan başka. Yol gözlemek kolay mı sanırısın. Gözünün yeşili sararır, saçının sarısı ağarır gene de beklemek bitmez.”

 

Algos’un toprağa ektiği her tohum Kayra ile yeşerecekti. Algos’un budaklandırdığını Kayra dallandıracaktı. Karya yüreğinin en yeşil sevdasıydı Algos’un.

Yetişti Zelos nişana… döküldü eli kolu. Yol yorgunluğuna benzer miydi gönül yorgunluğu. Revamıydı kanattığı kardeşinin elinden aldığı.

Tuttu elinden Karya’nın, tuttu dünya ağalar durdu önüne. “Vazgeçmem” dedi Zelos. “Vazgeçmedim” dedi Karya.  Yağlı kurşunlara sırtını dönüp tutuştu elleri.

Önüne geçti kurşunların Algos, “Vebal-dir yükün Zelos taşıyabilecek misin? Ah ederim kanın çeker. Nişan ettim Karya’ya. Nasıl uyuyacaksın helal etmeden yanında.”

“Karya ile yüreğimiz yektir. Sen ise ihanet ettin kardeşliğimize. Sevdiğime gözünü koydun. Elli nişan etsen ne yazar, korkmadığımı bilmez misin setlerden!”

“Ben dizi çöktüm, bini döktüm rıza aldım, nişanımı ilan ettim Zelos! Göz değil gönül koydum. Duyurmadın bildirmedin açmadın gönül sırrını. Gönlüme günah yükleme, ihanet bilmeden edilmez. Ya sen bile bile çatlatacaksın nişanı. Vebali büyük, helal etmeden hakkımı dizlerine derman gidecek mi. Demezler mi ihanetin diğer adı Zelos’tur. Hiç düşünmez misin eli-günü ne der.”

El-gün ne der!

Esma Eser Açıkgöz

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s